Facebook'ta Paylas  

ADALETSİZLİK BİTMEYECEK


                                                                     

 

Anayasamızın en temel ilkelerinden bir "Adalet" diğer "Eşitlik" tir. Devletin vatandaşları arasındaki ilişkide yada devlet ile vatandaş arasındaki ilişkide adaletle hükmetmesi, azametini gösterir. Vatandaşın bu ilkenin güçlülüğü sayesinde  devletine bağlılığı artar.

Eşit davranmak salt manasıyla adaletli davranmak değildir. Ama devletin haklar verirken genel kitleleri ilgilendiren konularda münferit değerlendirme yapamayacağından kaynaklı olarak en azından eşit davranması beklenir. Anayasanın bu temel ilkesi gereğidir ki her vatandaşın kanunlar nezdinde eşit haklara sahip olması gerekmektedir. Ancak Kanun koyucu, soruna yönelik çözümler üretme endeksli çalışırken bazen Anayasamızın bu temel ilkesine aykırı davranmaktadır. Tabi ki hukuk devletlerinde bununda bir çözüm yolu bulunmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki açıkça sorun olarak gözüken düzenlemeler hukuki süreç yaşanmadan yasalaşma aşamasında dikkatli davranarak hayata geçirilmelidir. Çünkü bu tür konular doğrudan kamu vicdanını ilgilendiren ve yaralayan konulardır.

Yanlış anlaşılmasın, bu kadar açıklamayı şunun için yapmıyorum. Kanunla bir zümreye verilen hakların ellerinden alınması bizim ve toplumumuzun talep edeceği bir durum değildir. Biz sadece bir zümreye verilen hakkın kendisi gibi olan diğer insanlara yada zümrelere de verilmesini istiyoruz ve bunu doğal hak olarak görüyoruz. Verilmemesi halinde ise kamu vicdanının ve devlete duyulan adalet duygusunun zayıflayacağı  yönünde endişe duyuyoruz.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARI TEK ÇATIDA TOPLANDI;

Aslında devletimizde bizim gibi düşündüğünü, sosyal güvenlik kurumlarını tek çatı altına almakla göstermişti. Çünkü her sosyal güvenlik kurumunun kendi mensuplarına verdiği haklar, çeşitlilik arz etmekte ve bu durum kamu vicdanını rahatsız etmekteydi. Aynı mahalledeki işçi, esnaf, memur arasında mensup oldukları sosyal güvenlik kurumlarından aldıkları haklar yönüyle farklılıklar bulunmakta sanki çalışanlar birinci, ikinci ve üçüncü sınıf insanlar konumunda algılanmaktaydı.

Ancak sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanmasıyla beraber çalışanlara verilen haklar ve yükümlülükler bakımında norm ve standart birliği sağlanmış oldu. Herkes Hükümeti bu konuda destekledi. Bu düzenleme ile çalışanlar arasındaki adaletsiz ve eşit olmayan uygulama büyük ölçüde ortadan kalkmış oldu. Ancak bu konuda çok hassas davrandığına inandığımız  aynı hükümet zamanında anlamakta zorluk çektiğimiz bir düzenleme, tebliğ değişikliği ile hayata geçirildi. Resmi gazetede 14 Şubat 2014 tarihinde yayınlanan, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından çıkarılan "İşveren Uygulama Tebliğinde  Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ" de eşitliğe ve adalete uymayan bir düzenlemeye imza atılmış oldu. Başbakanın, memura ve devlette çalışanlara, diğer çalışanlara göre avantajlar sağlayan  bu tür farklılıklardan dolayı isyan etmekteyken bu düzenlemenin hayata geçmesi çok manidardır.

Söz konusu düzenlemede kısaca şöyle denmektedir. Özel sektörde çalışan işçilere, işverenleri tarafından verilen "çocuk yardımlarının" asgari ücretin %2 sine kadar ki kısmı  primden muaf iken, devlette 657 sayılı kanuna tabi çalışan işçinin alacağı çocuk yardımının asgari ücretin % 4 üne kadarki kısmı  primden muaf olacaktır. Düzenleme bununla da sınırlı değil yine özel sektör işçisinin alacağı "aile yardımının" asgari ücretin %10 una kadar ki kısmı primden muaf iken devlette işçi olarak çalışanların, alacakları aile yardımlarının asgari ücretin %20 sine kadar ki kısmı primden muaf tutulacaktır. Yakında  sosyal güvenlik kanununun her maddesiyle ilgili benzer nitelikte düzenlemeler görürsek şaşırmayalım.  

SORU;

Mustafa bey ;                                                                                                            Benim eşim vakıf üniversitesi hastanesinde (özel sektör olduğunu düşünüyoruz 4a lı) görev yapıyor. Sigorta primi her ay 30 gün yatıyor. Eşim cumartesi günleri de başka bir yerde part time olarak çalışmak istiyor ve o firmada 15 gün sigorta yapmak istiyor, acaba bu prosedür uygun mudur? Eğer değilse bizim ne yapmamız gerekiyor? Yardımlarınız için peşinen teşekkür ederim. Saygılar   Yaşar Hocoğlu

CEVAP:

 

Yaşar bey;
Vakıf üniversiteleri özel sektör işyeri kapsamında faaliyette bulunmaktadırlar.
Eşiniz üniversitede çalışırken aynı anda başka bir işyerinde de çalışabilir.
Çalıştığı ikinci işyeri de, çalışması karşılığında eşinizi sigortalı olarak SGK' ya bildirmek zorundadır.
Bildirmezse Kanunlara aykırı davranmış olur. Aynı ay içinde eşinizin çalıştığı farklı işyerlerinden SGK' ya ayrı ayrı bildirim yapılır ve eşinizin kütüğüne işlenir.
SGK' ya bildirilen prim günleri ve kazançları emeklilik şartlarının hesabında şu şekilde değerlendirilir.
Mevzuata göre her ay, 30 gün üzerinden değerlendirilir ve ay içinde ki çalışmalarından dolayı günü 30 günden fazla olsa bile prim günü 30 olarak kabul edilir. Otuz günün üstündeki günler emeklilik şartlarının hesabında değerlendirmeye alınmaz. Ancak kazançlar için durum aynı değildir. Her iki işveren tarafından yapılan kazanç bildirimi toplanır ve emekli maaş hesabında toplam miktar göz önünde bulundurulur. Eşinizin ay içinde bildirilen kazancı prim tavanını aşıyorsa ki bu miktar 6.962 TL dir. Bu defa aşan miktarın, ödenen sigortalı hissesine denk gelen kısmı eşiniz tarafından SGK' dan talep edilmesi halinde SGK söz konusu miktarı eşinize ödemek zorundadır.

Mustafa Keskin
Posta Gazetesi
 Sorularınız İçin: mustafakeskin2005@hotmail.com